Seçim Sürecinde Parti Propagandaları..


“23 Temmuz 2007 …

 

Genel Seçimler sonucunda ….. Partisi büyük çoğunluğu alarak iktidar koltuğuna oturdu..”

 

Bütün partiler seçimler sonucunda gazetelerde çıkacak bu yazının noktalı yerlerinde bulunmak için propaganda sürecine başladılar.Bir bakmışsınız araba geçiyor, hoparlörlerle bilmem hangi partinin seçim şarkısını çalıyor.Bir bakmışsınız sokağınıza parti flamaları, afişleri doldurmuş.Bu sahneleri her seçimde gördüğümüz gibi yine göreceğiz maalesef..

 

İnsanların görselliğine hitap ederek oy toplama telaşındalar.Bir de, bir parti yeni uygulama başlatmış; Kapı kapı kadın kolları üyelerini mahallelerde dolaştırıyormuş.Güya   şu andaki hükümetin hiçbir icraat yapmadığını sadece devleti batırmaya devam ettiğini anlattırıyormuş..

 

Partiler oy toplamak için başladığı  en büyük vaat: “ ÖSS KALKACAK!” .

Bunu hemen hemen bütüm partilerin vaat listelerinde duymuşsunuzdur ama bunu uygulayacak alt yapı var mı  diye düşünen maalesef yoktur…

 

Türkiye’nin en karizmatik (sözde) partisinin vaatti : “MAZOT 1 YTL OLACAK!”.

Mazot 1 ytl olacakta devletin kaybedeceği  fonları ve sosyalleşme bütçelerini  yeniden   nereden oluşturacaksın?.Bunu düşünüyor mu acaba?..

 

…..

 

Noktalarla böyle devam ediyor gidiyor..

En iyisi biz  vaatlere değil günümüze kadar bu partilerin ne yaptığına bakalım..

 

 

MURAT ŞAHİN


17/6/2007 | Kategori: Yazarlar | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Kıbrıs Sorunu ve Milliyetçiliğimz..


Günümüzün Türklerinin milliyetçilik anlayışının  sadece içimiz içinde söktüğü bir yüzyıldayız.Anlayışımızı sadece kendimizin anladığı ve yorganın altından Dünya sesimizi duyacakmış gibi bağırmamız devam ederken size bir anımı anlatacağım..

 

  “Daha İlköğretim 7. sınıfta tam da Kıbrıs Sorunun  sesinin duyulduğu zamanda ( Uzun Bir zaman sanmayın, daha Anan Planın oylandığı dönem) arkadaşlarımızla toplanmış ve kendi aramızda siyasetten konuşuyorduk.Konu döndü dolaştı Kıbrıs Sorununa..Herkesin buluştuğu ortak nokta ise KKTC’nin  ticaret ve sosyal alandaki ambargoları kalkacağı idi.Lakin bir konu üzerinde daha durmuştuk. “ Ya olmazsa”  ihtimali vardı. Ben herkesin KKTC yine bizim ikinci vatanımız diyeceğini sanarken,

Hepsinin ağzından Kıbrıs’tan kurtulalım olmuştu.Ben de bu düşünce üzerine şaşırdım.Nasıl bu Türk gençliği bunu düşünebilir,nasıl verilen şehit kanlarını hiçe sayabilir, tamam bunu da geç peki orada yaşan Türk kardeşlerimiz ne olacak onları yine Rumların egemenliği altında bırakılıp sömürülmesine mi bakacağız.. Ben Bunları onlara anlatayım ama değişen bişey olmadı..”

 

  Bunu düşündüğümde bir kanaate vardım.Bizim milliyetçiğiz diye öten gençler  sıkıyı bulunca ideallerinden vazgeçiyorlar.Yani kısacası iki yüzlülük oynuyorlar. Her insana Türkçüyüz ve  ülkücüyüz diye öten arkadaşlarım bir anda fikirlerinde vazgeçip caydılar.Aslında bunda gençliğin sorumluluğu yok, Siyasetçiler ve bürokratların sorumluluğu var.Her an Dünyadan korkmuyoruz diyen parti mensupları iktidarlığın koltuğuna oturunca vaatlerini unutuyorlar yada Hükümet olmanın zorluğunu anlıyorlar ve  her şeyin şıp deyince olmayacağı fikrini anlıyorlar.

 

  Ne diyelim, Kendi öttüğümüz kafesin dışına çıkınca bir anda tavuk kesiliyoruz.Allah bu millete akıl ve fikir versin..En çokta akıl versin.

 

MURAT ŞAHİN 


17/6/2007 | Kategori: Yazarlar | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Madde madde sınırötesi harekatın sakıncaları...

Neden Türk ordusu özellikle böyle bir zamanlamada Kuzey Irak'a askerî müdahalede bulunmak istiyor? Konuyla ilgili olarak içinde bulunduğumuz şu dönemde belki de yanıtını bulamayabileceğimiz birçok soru akla geliyor. Bunlar:



  • ABD'nin Irak işgali sonrası Türkiye, Irak denklemi dışında kalmıştır. Türk ordusu, 80'li yılların ortalarından beri Saddam Hüseyin rejiminin onayıyla Irak sınırları içerisinde PKK militanlarını kovalamaktaydı. Kovalamaca II. Körfez Savaşı sonrası tam bir özgürlük içinde 2003 yılı başında Irak'ın işgaline kadar sürdü. Bugün ise Türkiye kendini Irak denklemine doğrudan etki etmekten uzak bir noktada bulmaktadır.
     
  • Türkiye'nin Irak'la ilgili çekinceleri gerçektir. Irak Kürtlerinin bağımsızlık niyetleri daha önce eşi benzeri görülmemiş bir şekilde zirveye çıkmıştır. Kürtler için kültürel bir simge ve devletin ekonomik olarak bel kemiğini oluşturan Kerkük kentinin Kürt bölgesine ilhakı, adım adım hayata geçmektedir. Şu an bölünmüş bir şekil arz eden Irak'ta, bağımsız bir Kürt 'devlet'inin kurulduğunu gösteren her türlü öğe, simge ve emare yer almaktadır.
     
  • Türkiye içindeki Kürtlerin durumu da bilfiil daha önce görülmediği şekilde zirveye çıkmıştır. DTP yöneticileri ve Mesut Barzani'nin açıklamalarıyla Diyarbakır'dan Kerkük'e uzanan kan bağı en üst düzeydedir. Öte yandan PKK da Türkiye'de askerî harekât açısından hâlâ büyük bir güce sahip. Abdullah Öcalan'ın tutuklanmasının, bu örgütün faaliyetlerine ve canlanmasına karşı bir etkisinin olmadığı görülüyor. Bu durum da Türkiye'deki çevrelerin kafasını kurcalayan soruların eksenini oluşturuyor.
     
  • Kürt tehlikesine karşı Türkiye içinde de birleşik bir tutum bulunmamaktadır. Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu en tehlikeli durum da resmi ve halk düzeyinde görülen bölünmüşlüktür. Irak'taki yeni durumu veya vakıaları anlamaya yahut kabullenmeye hazır olmayan birilerinin olduğu apaçık ortadadır. Irak'taki Kürt liderlere sadece aşiret reisi gözüyle veya Kerkük'ü Türkiye'nin bir parçası olarak görme eğilimi devam etmektedir. Türklerden oluşan bir ekip, bir yandan Kuzey Irak'taki duruma daha gerçekçi bakmaya çalışırken, bir yandan da ülke içindeki aşırı güçlerin etkisine girmektedir. Şu ana kadar uygulamaya geçirilmeye hazır, kapsamlı bir teori veya netleşmiş siyaset bulunmamaktadır.
     
  • PKK'nın baharda giriştiği eylemler ise yeni değildir. Zira bu eylemler her bahar başlangıcında yinelenmektedir. Bu nedenle Türkiye'nin askerî müdahale tehdidi bu açıdan inandırıcı değildir. Aksine bu konu, aşağıda belirttiğimiz başka birçok etmene bağlıdır. Bunlar:
     
    • 2007 yılı, Kerkük için önemli bir yıl. Kentin Kürdistan bölgesine katılıp katılmayacağının belirleneceği referandum yapılacak. Bu adımın gerçekleşmesi durumunda Kuzey Irak'taki Kürk devleti için tarihî bir gelişme olacak ve bu durum aralarında Türkiye Kürtlerinin de bulunduğu bölge Kürtlerinin ulusal hedefleri açısından cesaretlendirici olacaktır. Türkiye'nin askerî müdahale tehdidi ise Kerkük'ü Irak Kürdistan'ına katılımını engelleme çabaları çerçevesinde gerçekleşmektedir.
       
    • Kürt 'devlet'i daha fazla bağımsızlık kazanma yönünde ilerlemektedir. Zira son olarak ABD, Irak'ın kuzeyinde güvenliği peşmerge güçlerine bıraktı. Bu da yeni oluşumun Türkiye'nin herhangi bir askerî müdahalesine karşı kendini koruma gücünü ispat etmesi açısından son derece önemli işaretler taşımaktadır. Diğer taraftan Türkiye'nin müdahale tehdidi, Türkiye'nin onayı olmaksızın Kürtlerin güvenliklerini sağlayamayacağı yönünde seri bir mesaj olma anlamı taşımaktadır.
       
    • Irak'taki Amerikan krizinden çıkış yolu arandığı ve bu ülkenin geleceğinin ana hatlarıyla şekillendirilmeye çalışıldığı bir sırada Türkiye'den gelen müdahale tehdidi, tehlike kılıcının Irak Kürtlerinin boyunlarına musallat bir şekilde kalmasını hedeflemektedir.
       
    • Ancak hiç kimse Irak sınırında gerginliğin tırmanmasını Türkiye'deki iç siyasetten ayrı tutamaz. Ordunun geçtiğimiz 27 Nisan'da gece yarısı yayınladığı muhtıra sonrası meydana gelen siyasî duruma paralel olarak askerî müdahale tehdidinin zamanlaması ise son derece önemlidir.
       
    • Şurası da açıktır ki ordu ve radikal laikler Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yürüttüğü siyasete karşı hücum başlatma kararı almıştır. Irak'ın kuzeyinde çatışmanın fitilini yakmak suretiyle ülkede askerin konumunu güçlendirmek, Türk halkının bu tercihe karşı desteğini de artıracaktır. Özellikle AKP, Kürtlerle diyalogdan yana bir tavır takınmışken... PKK eylemlerinin tırmanışa geçmesi ve 'siyasî bir karar' olmadan askerî bir yanıtla Türk kanının akıtılmasının sorumluluğu AKP'ye yüklenecek ve AKP, kamuoyu gözünde Türk kanının akmasından sorumlu olunca halk desteği gerileyecektir. Askerî müdahale tehdidi AKP'ye karşı planlanan baskı halkalarından yalnızca birini oluşturmaktadır. AKP zayıflar ve seçimlerde oy kaybederse Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahale olasılığı da azalır.
       
    • Türk ordusu, özellikle de herkesten önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Irak'ta gerçekleştirilecek herhangi bir askerî müdahalenin Türkiye'nin NATO müttefiki ve Irak'taki fiili 'komşusu' ABD'ye karşı bir savaş ilanı anlamına geleceğini bilmektedir. Türk ordusu, gerçekten ABD'yle çatışma anlamına gelecek bir müdahaleye girişecek midir? Yanıt ise bin kere 'hayır'.
       
    • Türkiye'deki radikal laikler ve asker, ülkeyi antidemokratik yollarla siyasî ve toplumsal çatışmaların içine çekmektedir. Bugün bu grup, Türkiye'yi ne ülke içinde ne de Irak'ta kesinlikle Kürt sorununa bir çözüm getirmeyecek bir maceraya sürüklemektedirler. İç siyasî çekişmeleri tasfiye etmek amacıyla 22 Temmuz seçimleri arifesinde Kürt kozunu kullanmak, ayıplanacak bir durum olup iç istikrarla oynamak demektir. Ayrıca kaçmak suretiyle köklü bir çözüm yolu bulunamayan Türkiye'deki Kürt sorununa yönelik 'derin devlet' güçlerinin yürüttüğü yanlış politikaların devamı anlamına gelmektedir.

Recep Tayyip Erdoğan, 2005 Ağustos'unda 'Kürt sorunu' varlığını kabul etmiş ve sorunu farklı yönleriyle ele almak amacıyla Türk aydınlarla bir araya gelerek önemli işaretler vermişti. Bu, gerçekten olumlu bir adımdı. Ancak ülke içindeki duruma yönelik köklü ve daha cesur adımlar atılması gerekmektedir. Irak bataklığında savaşa girmek ise er ya da geç Türkiye'nin Iraklaşması anlamına gelir.

PROF. DR. MUHAMMED NUREDDİN - LÜBNAN STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ BAŞKANI


ZAMAN

10/6/2007 | Kategori: Yazarlar | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Alma demokrasinin ahını, çıkar aheste aheste...


4 Haziran gününün seçimler açısından önemine daha önce dikkat çekmiştim. Milletvekili aday listelerinin önümüzdeki döneme ışık tutacağını, özellikle, "AK Parti'nin geniş bir kucaklamayı başarıp başaramayacağını göreceğiz." demiştim. AK Parti bu yönde gerçekten cesur adımlar attı.

Mehmet Sağlam, Ertuğrul Günay, Haluk Özdalga, Zafer Çağlayan, daha önce Edibe Sözen ve diğer isimler; AK Parti için yeni bir merhaleyi işaret ediyor. Bu arada 150'den fazla milletvekilinin aday listelerinin dışında kalması, oldukça radikal bir değişiklik. Öyle ki, parti içine daha şimdiden ikilik sokmak isteyen çevreler, "Millî Görüşçüler tasfiye edildi" diyerek tabanı tahrik ediyorlar. AK Parti'nin bir kimlik krizine gireceği propagandasını yapıyorlar.

Yeni isimler, AK Parti'ye serbest eleştiri ortamını da getireceklerdir. Parti içi demokrasi adına -bazı sıkıntılar yaşansa da- bu da bir yeniliktir. Şahsen ben AK Parti'deki yeni yüzleri, vitrinlik bir olay olarak görmüyorum.

Temelde mesele Türkiye'nin demokratikleşmesidir. 27 Nisan muhtırasının gölgesinde seçimlere gidilen Türkiye'de siyasetçinin, darbe heveslilerine malzeme vermemesi gerekir. Bakınız, muhtıraya rağmen AB'ye üyelik yolunda aklı başında herkes demokrasinin güçlenmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Bu konuda da en büyük sorumluluk siyasetçiye düşüyor.DYP-Anavatan birleşme hikâyesi, ibretlik bir örnek olarak önümüzde duruyor. Demokrasiyi hafife alanların, bugün içine düştükleri durum herkese bir ders vermelidir. Millet iradesinin temsilcilerinin, millî iradenin temsil yeri olan Meclis'e girmemeleri, her iki partiye de pahalıya mal olmuştur. Biz deyimi biraz değiştirerek söyleyelim: Alma demokrasinin ahını, çıkar aheste aheste... 23 Temmuz sabahı bu sözü yeniden hatırlayacağız.

AK Parti ve CHP'de yeni yüzlere yer açılmasının; uzlaşmaya dayalı yeni bir siyaset anlayışına fırsat verip vermeyeceği tek bir şeye bağlıdır: Demokratlık, samimi olarak isteniyor mu, istenmiyor mu? Mesele vitrin değiştirme değilse, parti yöneticilerinin demokrat olmaları yeter...

Kimileri, AK Parti ve CHP'deki bu açılımı, son toplum mühendisliğinin bir dayatması olarak izaha çalışıyorlar. Kutuplaşma yerine uzlaşmayı getirecek "başkalarına kucak açma" hamlesi, şayet toplum mühendislerinin dayatması ise, demek onlar da insafa geliyorlar. Bence, işin içinde onlar varsa, seçim sonucunda oluşacak koalisyonlar için bu işe el atmış olmaları daha kuvvetli bir ihtimal...

Seçim tarihi yaklaştıkça, terör saldırıları da artıyor. Seçimlerin yapılmayabileceği, Türkiye'nin Kuzey Irak'a yönelik harekâtının savaşa dönüşeceği ile ilgili değerlendirmeleri yabana atmamak lazım. Türkiye'nin AB üyelik sürecini sona erdirecek olağanüstü hal uygulamaları, hatta darbe ile sonuçlanacak gelişmeler, bu ülkeye en büyük zararı verecektir. Türkiye'nin Irak batağına çekilmek istendiği çok açık. Sanki, kullananları farklı PKK'lar var... Bir seçim sürecinde, masum insanları, karakoldaki Mehmetçikleri hedef alan bu hain saldırılar, kimlerin işine yarıyor, durup düşünmemiz lazım. Şehitlerin cenazeleri memleketlerine gönderilir, namazları kılınırken, yükselen feryatlar dayanılacak gibi değil. Bu atmosferi hazırlayanların asıl amacı nedir? Önümüzdeki günler daha nelere gebedir? Amaç, "ordu Irak'a" diye kitleleri sokağa dökmek midir?

Türkiye yine ardı arkası kesilmeyen zor günlerin içine bir daha giriyor.

Ben burada bir hususu belirtmeden geçemeyeceğim. Cumhurbaşkanı Sezer, pek çok PKK'lıyı affetti. Bunlardan ikisi son çatışmalarda askerimize kurşun sıkarken öldürüldü. Sayın Sezer'in Türk milletine bir özür borcu var. Kendisini kimlerin, nasıl yanılttığını da çıkıp açıklamalı. En azından, yaptığından üzüntü duyduğunu söylemeli...

HÜSEYİN GÜLERCE
ZAMAN


8/6/2007 | Kategori: Yazarlar | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Önceki Sayfa | 1 : 5 |

Blogcu SAblonları

RSS - Abone Ol

Email ile Abone Ol:

Delivered by FeedBurner

Kategorilerim

muratsahin Anket

Son Yorumlar

Bağlantılarım

Google Tavsiye

Pardus 2007 Destek

    Pardus... Özgürlük İçin...
    Özgürlük için Pardus...

Son Yazılarım

En Çok Okunan Yazılar

Bağlantılar

Google Reklamlar