Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı - Güzel Sözler ..

Tevhid

evhid, en ehemmiyetli ve en halavetli ve en yüksel bir vazife-i kudsiye ve bir fariza-i fıtriye ve bir ibadet-i imaniyedir.

İnsan bir yolcudur. Sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği birşeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış.


İnsan ve vazifesi

Kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan; hiçbir şeyi gayesiz, nizamsız göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz olabilirsin.

İnsan ebed için yaratılmıştır. Onun hakiki lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umur-u edebiyedir.


Dünya hayatı

Hayatın lezzetini, zevkini isterseniz hayatınızı imanla hayatlandırınız ve feraizle ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.


Gençlik

Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak ve edebi bir gençlik kazanmasına vesile olacak.

Dünyada gençliğe muhabbet, yani ibadette gençlik kuvvetini sarf etmenin neticesi: dar-ı saadette edebi bir gençliktir.


Yalnızca Allah'a dayanıp güvenmek

Ey insan! Eğer yalnız Ona abd olsan, bütün mahlukat üstünde bir mevki kazanırsın. Eğer ubudiyetten istinkaf etsen, aciz mahlukata zelil bir abd olursun.

Her kim kendisini Allah'a malederse, bütün eşya onun lehinde olur. Ve kim Allah'a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur. Allah'a mal olmak ise, bütün eşyayı terk ve her şeyin Ondan olduğunu ve Ona rücu edeceğini bilmekle olur.

Allah'a hakiki abd olan, başkalarına abd olamaz.

Madem her yer misafirhanedir. Eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise, herkes yardır, her yer yarar. Eğer yar değilse, her yer kalbe bardır ve herkes düşmandır.


İmanın kazandırdıkları

Ey insan! Senin nokta-i istinadır ancak ve ancak Allah'a olan imandır. Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdad ise ancak ahirete olan imandır. Binaenaleyh bu her iki noktadan haberi olmayan bir insanın kalbi, ruhu tavahhuş eder; vicdanı daima muazzeb olur.

İmana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki selamette kalasın.

İnsan eğer kesrete dalıp kainat içinde boğulup dünyanın muhabbetiyle sersem olarak fanilerin tebessümlerine aldansa, onların kucaklarına atılsa, elbette nihayetsiz bir hasarete düşer. Hem fena, hem fani, hem ademe düşer. Hem manen kendini idam eder. Eğer insan-ı Kuran'dan kalb kulağıyla iman derslerini işitip başını kaldırsa, vahdete müteveccih olsa, ubudiyetin miraciyle arş-ı kemalata çıkabilir. Baki bir insan olur.



KAYNAK : BEDİUZZAMANSAİDNURSİ.NET

7/9/2007 | Kategori: Din ve Ahlak | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

İnsanın ruhu ve bedeni birlikte haşrolacaktır....

Rûhun cesedle olan münasebeti devamlıdır. Ancak bu münasebet rüyada, berzahta, haşirde, cennette veya cehennemde ayrı ayrıdır. Bu dünyâda biz, maddî cismaniyetimizin tesiri altında bir ruh ve ceset münasebetine şahit olmaktayız.



Uyku hâlinde ruh yarı bir kayıtsızlığa ulaşır. Dolayısıyla insan rüyasında yüzlerce ayrı yerde bulunabilir ve binlerce insanla görüşebilir. Bu arada uyuyan cesedle ruhun münasebeti de devam eder. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), cenazeler için ayağa kalkardı. 'Ölüye eziyet, aynen diriye eziyettir' buyururdu. Kabirlere hususi alâka gösterirdi. Bütün bunlardan kabir ve berzah âleminde ruhun cesedle münasebettar olduğunu anlıyoruz. Tabii bu münasebeti, uyku hâlindeki münasebet gibi düşünmek de yanlıştır.

Tekrar diriliş de yine ruh ve cesed beraberliği içinde olacaktır... Olacaktır ve ahirete âit cesed, oraya münasip bir şekil alacaktır. Çeşitli hadislerin işâretinden anlaşılan manâ budur. Bazı mutasavvife, tamamen spiritüalist (ruhçu) bir görüş sergileyerek, ceza ve mükâfatı sadece ruhun göreceği kanaatindedirler. Bir kısım Grek filozofları da böyle düşünmektedir. Daha sonra gelen Neoplatonit (Yeni Eflatunculuk) düşünürlerde bu kanaatin tesiri görülür. Maktul Sühreverdi, Hallac-ı Mansur, az dahi olsa Muhyiddin Arabî Hazretleri gibi bazı önemli zevatın söyledikleri, bazı kimseler tarafından dîk-ı elfaz sebebiyle aynı şeylermiş gibi anlaşılmıştır. Ancak Ehl-i Sünnet, ruh ve cesedin beraber haşr olacağı hususunda ittifak içindedirler.

Rasyonalist felsefeciler, "İnsanların hayatları da tıpkı bir marula benzer. Marul, toprakta gelişip büyüdükten sonra çürür. Daha sonra toprağa karışarak gübre olur. Gübrelenmiş bu toprak üzerinde yeni marullar biter. Bu marullar, insanlar tarafından yendikten sonra onların vücutlarında yerlerini alırlar. Daha sonra da ölür ve toprağa karışarak başka marullara gübre olurlar." diyerek alaylı bir şekilde haşr u neşri tamamen inkâr etmişlerdir.

Kanaat-i âcizaneme göre karmakarışık gibi görünen bu meseleyi bugünkü atom anlayışıyla telif etmek mümkündür: Her şeyden önce ruhun mekânla mukayyed olmaması prensibiyle hareket edildiğinde bir cismin küçültülmesi veya büyütülmesi, onun kendine ait vücudun zerratıyla münasebet kurması gayet basittir. Mesela vücudumuzun 1.75 boyunda ve 80 kg. ağırlığında olduğunu düşünelim. Bu vücudun bir hacmi vardır ve vücudun bütün hücreleriyle, ruhun bir münasebeti söz konusudur. Bu vücudu küçültüp atom kanunlarına ait meseleleri bertaraf etseler ve o vücut, bir yüzüğün içine girecek kadar küçülse -ki daha küçük de olur- ruh, yine o cesetle tam bir münasebet içindedir. Şimdi çevirip tam tersini söyleyelim. Vücud çok büyüse, bir bulut gibi olsa ve 50 km çapında bir yeri işgal etse de, ruh o cesetle yine münasebet içinde olacaktır. Ruh kendisine ait cesetle denizin dibinde, arşta, ferşte, sera ve süreyyada da olsa münasebetini devam ettirecektir. Binaenaleyh vücudun zerrelerinin dağılıp değişik yerlere gitmesi meseleye olumsuz bir etki yapmaz.

Yeniden diriltme Allah için çok kolaydır

İkinci olarak, pek çok ehl-i tahkik, zerrât-ı asliye adında insandaki asıl ve temel zerrelerden bahsederler. İnsanın ilk zerrelerinin, yani insan bedenine âdeta kâide ve temel olup, hadiste "acbü'z-zeneb" (kuyruk sokumu) kemiğiyle ifade edilen bu zerrât-ı asliyenin tam nerede olduğunu tesbit etmek mümkün değildir. Bediüzzaman Hazretleri, acbü'z-zeneb mes'elesine, hafiziyyet ve inşa etme, yani haşirde yeniden dirilme mevzûunu işlerken temas etmektedir. Onun anlattıkları açısından acbü'z-zeneb insanın genleri, kromozomları veya herhangi bir uzvu olabilir. İmam-ı Gazali gibi ruhçuluk yanı ağır basan ve 'Madde esassızdır' diyen âlimlerin görüşü esas alınarak bir değerlendirme yapılacak olursa, acbü'z-zenebi, insan yapısının plânı olabilecek madde ötesi bir şey olarak anlamak da mümkündür.

Allah, insanı bu temel zerreler üzerine kurmuştur ve ahirette de onlara bağlı olarak haşr edecektir. İnsana ait hususiyetleri câmî olan bu zerreler kim bilir, belki de genlerdir. Eğer öyleyse, Hz. Âdem'den bu yana bütün insanlardaki genler bir araya getirilse, bir yüzüğün içini ya doldurur, ya doldurmaz. Ama bu kadarcık az bir şey, ruhla kontak olduğu zaman cismaniyet adına acı duyuyorsa, elbette lezzet de duyacaktır.

İşte insanın vücudundaki bu zerrât-ı asliyedir ki, cesedin esasını teşkil ederler. Allah, insanı bu zerrat-ı asliyesi ile haşredecektir. Sair zait zerrat, bu zerrat-ı asliyenin etrafında toplanır, haşr ü neşr öyle olur ve problem kalmaz. Evet, Allah insanı bir ruh, bir de asıl zerrelerle haşr edecektir. Mesele muhit olan ilm-i ilahi açısından ele alınacak olursa; biz belki zerreleri karıştırırız ama ilm-i ilahinin cüz'iyata dahi taallukunu düşününce hiçbir problem kalmaz. Allah ilmiyle, mesela uranyum atomunun içindeki elektron ve protonunun sayısını, dönüşünü bilir ve onları nizam içinde tutar. İşte bizim, "Her şeyin zerrelerini muhafaza eder" dediğimiz Allah, böyle bir Allah'tır.

ÖZETLE

1- Rûhun cesedle olan münasebeti rüyada, berzahta, haşirde, cennette vs. ayrı ayrıdır. Biz bu dünyâda, cismaniyetimizin tesiri altında bir ruh ve ceset münasebetine şahit olmaktayız.

2- Ruh kendisine ait cesetle denizin dibinde, arşta ve ferşte de olsa münasebetini devam ettirecektir. Binaenaleyh vücudun zerrelerinin dağılıp değişik yerlere gitmesi meseleyi olumsuz etkilemez.

3- Pek çok ehl-i tahkik, zerrât-ı asliye adında insandaki asıl ve temel zerrelerden bahsederler. Allah, insanı bu temel zerreler üzerine kurmuştur ve ahirette de onlara bağlı olarak haşr edecektir.



ZAMAN

1/6/2007 | Kategori: Din ve Ahlak | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Namaz Gönüllüleri Platformu: Namaz en doğal haktır...

Namaz Gönüllüleri Platformu, yaptığı bir basın açıklaması ile doğan Grubu medyasında yer alan okulda namaz kılınmasıyla ilgili haberlere tepki gösterdi ve 'namazın en doğgal hak' olduğunu belirtti.


Gazete ve TV’lerde çıkan Bağcılar Lisesindeki namazla ilgili haber hakkında Namaz Gönüllüleri Platformu adına bir açıklama yapan Abdullah Yıldız, :  "Şunları İslamın beş temel farzından ikincisi ve Kur’an’da en çok emredilen bir ibadet olan namazın sanki bir suçmuş gibi gösterilmesi üzüntü vericidir. Allah, imandan sonra en büyük hakikat olan namazı, “kötülükleri ve hayasızlığı engelleyen” bir ibadet olarak nitelendirmektedir. İnanca ve ibadet hürriyetine saygılı olan tüm ülkelerde normal kabul edilen namaz, hiçbir şekilde suç gibi gösterilemez. Anayasa ve kanunlarla güvence altına alınan inanç ve ibadet özgürlüğü, herkesin olduğu gibi, hiçbir baskı altında olmadan kendi tercihlerini yapan öğrencilerin de hakkıdır" dedi.

 "Bugün ilk öğretime kadar inen içki, uyuşturucu, fuhuş, kumar, kapkaç ve çeteleşme gibi büyük problemler dururken, hiç kimseye zararı olmadığı gibi, bütün kötülükleri engelleyen namazın aleyhinde olmak, çok çirkin ve antidemokratik bir tavırdır" diyen Abdullah Yıldız, açıklamalarını şu ifadelerle bitirdi: "Haberi yayınlayan Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin internet sayfalarında okuyucu tarafından yapılan yorumlarda aynı hoşgörü ve sağduyuyu görmekteyiz. İlgili gazetelerin okuyucuları özetle, “Müslüman öğrencilerin namaz kılmalarından daha doğal ne olabilir? Anne ve babaların bundan memnun olması gerekir. Eğer böyle bir haber Batıda yayınlansa, suçlanan kimseler tazminat davası açardı. Namaz kılmak laikliği engellemez, aksine laiklik ibadet hürriyetini güvence altına alır” demektedirler. Bu da gösteriyor ki, ilgili haberi okuyucu bile onaylamamaktadır.
Asıl ayıp olan, Bağcılar Lisesindeki öğrencilerin bodrumda namaz kılmak zorunda bırakılmalarıdır. Devletin bütün vatandaşların uygun ortamlarda ibadet etmelerini sağlamak için gerekli yerlere mescit açması gerekir.
Bütün milletimizi, en temel hakları olan ibadet özgürlüğünü hiç çekinmeden kullanmaya, böylesi saldırılar karşısında metin olmaya çağırıyoruz"



haber7.com


31/5/2007 | Kategori: Din ve Ahlak | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Medya, Kutlu Doğum'dan sonra 'Namaza da' suç muamelesi yaptı...

İstanbul, Bağlacılar Lisesinde namaz kıldığındı iddialarına ilişkin haberleri gazetelerin veriliş tarzı 28 Şubat üslubuna dönüştü. Habere Doğan Grubu ve Karamehmet Grubu gazeteleri geniş yer verdiler.



Karamehmet Grubuna ait SHOW TV Haber Özel programında yayınlanan haberi kendi gruplarında bulunan Akşam gazetesi manşetin altından görürken Doğan Grubuna ait Posta ve Radikal gazeteleri manşetten gördüler. Haberler büyük tepkiye neden oldu. Diyanet-Sen Başkanı Av. Ahmet Yıldız; dini ibadetlerin yapılmasını suç olarak gösterilmesinin Anayasal bir suç olduğunu kaydetti.

"Devlet lisesinde gizli mescit, müdür eşliğinde toplu namaz" başlığını atarak haberi manşetten duyuran Radikal Gazetesi, "İstanbul'un Bağcılar Lisesi'nde okuyan kızlarının örtünmek istemesi üzerine harekete geçen aile, okulun bodrumunda gizli mescit bulunduğunu ortaya çıkardı" yorumunu yaptı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Tulay Tuğcu'nun açıklamasını bile küçük bir kutu içinde gören gazetenin neredeyse birinci sayfasının tamamı bu habere aitti. Gazete namaz kılan öğrencileri sanki bir terör suçlusuymuş gibi okurlarına takdim etme yoluna gitti.

Haberi manşetten gören ikinci gazete yine Doğan Grubuna ait Posta Gazesi oldu. "Okulda namaz" manşetini atan Gazete, lise öğrencisinin aniden tesettüre girmek istemesi üzerine ailesinin okulda araştırma yaptığı, ailenin okulun bodrum katındaki gizli mescitte öğrencilerin toplu namaz kılındığını tespit ettiğini ve bunu babanın gizli kamerayla görüntülendiğini yazdı.

Posta, Bağlıcılar Lisesi'nde okuyan 16 yaşındaki 10. sınıf öğrencisinin annesine "Sen kolsuz bluz giyiyorsun, cehennemde yanacaksın" şeklindeki sözlerine de birinci sayfasında yer verdi. Gazete, namaz kılındığı iddia edilen yeri ortaya çıkaran aileyi sanki uyuşturucu çetesini ortaya çıkarmış dedektif gibi sundu.

Hürriyet gazetesi, lisede toplu namaz iddialarını "Lisede namaz vakti" başlığını attığı haberi manşetin yanından duyururken, gerçek manşeti bile namaz manşetinin gölgesinde kaldı. Gazete, haberi iç sayfada ise atıl durumdaki bir belediye otobüsünü geçici bir süreliğine mescit olarak kullandırdığı için soruşturma açılması kararlaştırılan Bolu Belediye Başkanı'ya ilgili haberin yanına yerleşti. Gazete, görüntüleri hatırlatarak Hüseyin Çelik'in Kutlu Doğum etkinlikleri sırasında söylediği sözlerini yalan çıkarıyormuş bir üslupla sunmayı tercih etmiş.

Söz konusu sayfa 28 Şubat'ı hatırlatan haberler sayfasına dönmüş gibiydi.

Vatan Gazetesi, haberi gizli kamera görüntüleriyle çekilmiş görüntülerden alınan fotoğrafla birlikte "Lisede toplu namaz için soruşturma" başlığını atarak sayfanın alt köşesinden gördü. Saf halinde namaz kılmaktan habersiz Vatan yazı işleri yayımladığı görüntüde bile kolaylıkla ayırt edilebilecek olan öğrencilerin farklı farklı yerlerde kıldığı namazı saf tutmuş olarak takdim etti. Namaz kılmayı sanki bir suç işlenmiş gibi okurlarına duyuran gazete, İstanbul Milli Eğitim Müdürü'nün konuyla ilgili soruşturma açılacağı yönündeki açıklamasını koymayı da ihmal etmemiş.

Okulda namaz iddialarını ilk ortaya çıkaran SHOW TV'nin kardeş kuruluşu Akşam Gazetesi ise Doğan grubu gazetelerinin aksine haberi çok büyük görmedi. Akşam Gazetesi birinci sayfadan küçük bir giriş yaptığı habere, "Lise'de namaz vakti" başlığını atmayı uygun gördü.

İşte tepkiler:

Diyanet-SenBaşkanı Av. Ahmet Yıldız; dini ibadetlerin yapılmasını suç olarak gösterilmesi büyük yanlış

Milliyet'in internet sitesine gelen tepkiler;

ruhiruhi; Kötü bişeymi yapmışlar. Ya kardeşim sanki çok kötü bir şey yapıyorlar. ne güzel işte ibadet ediyorlar. Esrar içseler, öğretmen dövseler, daha mı iyi olacaktı.

odontiyatros; Kızın şeytana tapsın o zaman rahat edersin. Senin yapmadığın ibadeti kızın yapıyorsa bundan mutluluk duyman gerekir. Belki yapılan yer yanlış olabilir ama insanların ibadetlerine biraz saygılı olun.

dejavult; Namaz niye korkutuyor. Bu çocuklar milli ve manevi değerlerinden uzaklaşıp uyuşturucu kullansalardı daha mı iyi olurdu. Üç kişi inmiş okulun bodrum katına insanları rahatsız etmeden inançları doğrultusunda ibadet ediyorlar. Bu, niçin rahatsız ediyor insanları.

Ertan34; Olurmu böyle. B gençler Namaz kilmak yerine Discoya Bara gitseler Allah göstermesin Uyusturucu, batağına düşseler acaba gururmu duyacak daha mı iyi olacak.

Hürriyet'teki yorumlardan bazıları;

Bu nasıl bir anlayış?

Ben ABD de yasayan bir eğitimciyim. Bu tur haberleri ülkem adına endişeyle izliyorum. Yahu üç-beş çocuğun bir yerde ibadet etmesinin kime ne zararı var? Burada böyle bir şeyi anlatsanız size gülerler. Hele öğrenci velisinin bir hafiye gibi gelip çocukları gizlice kameraya alması kesinlikle insan haklarına aykırı. Böyle bir şey burada ciddi tazminat davasına konu olabilir.

Emre Can;

Bu veli neden kızının namazına karışıyor anlamadığım nokta bu. Özgür bir ülkedeyiz modern kıyafet giyip gönlünce eğleneceği gibi hem okulunu okuyup hem de İslam'ın gerekleri olan ibadetini yapabilir.

Mine Atafırat;

İslam'ın şartlarından biri namaz kılmak değil midir? Bir genç kız namaz kılıyorsa ailesi neden telaşa kapılıyor? Kimse Müslüman olmak zorunda değil. Türkiye özgür bir ülke. Ama İslam'ın kuralları üzerinde oynamak din bilginlerine düşer diye düşünüyorum.

Emine Sönmez;

Her gün şehit cenazelerine ağlayan yüzlerce - binlerce anneler varken, bir evlat için binimiz birden gözyaşlarımıza boğulurken, uğraştıkları işlere bakın. İNSAF

Pınar Karabulut:

Öğrencilerin aileleri mutlu olacaklarına sanki onlar ahlak dışı bir şey yapıyormuş gibi kameraya çekiyor tv lere gönderiyor. Allah aşkına biri çıkıp ta söylesin namaz kılmak imanın şartlarından biri değil mi. Onlar orda Hıristiyanlık dersleri alsaydı bu kadar sansasyon olmazdı.



ZAMAN


31/5/2007 | Kategori: Din ve Ahlak | Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Önceki Sayfa | 1 : 150 | Sonraki Sayfa

Blogcu SAblonları

RSS - Abone Ol

Email ile Abone Ol:

Delivered by FeedBurner

Kategorilerim

muratsahin Anket

Son Yorumlar

Bağlantılarım

Google Tavsiye

Pardus 2007 Destek

    Pardus... Özgürlük İçin...
    Özgürlük için Pardus...

Son Yazılarım

En Çok Okunan Yazılar

Bağlantılar

Google Reklamlar