Kapılar Kıbrıs Türk pasaportlarına açık...

İngiliz Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi'nin Kıbrıs'la ilgili 9 Mayıs'ta yayımlanan "çok özel ve ilginç" olarak değerlendirilen bir raporu Rum basınında yer aldı

Alithia gazetesi, "İngiliz Parlamentosu'nun Kıbrıs'la İlgili Özel Raporu- Kapılar Kıbrıs Türk Pasaportlarına Açık" başlıklarıyla manşete çıkardığı haberinde, Meclis Dışilişkiler Komitesi üyelerinin yakın zamanlarda Kıbrıs ve Türkiye'ye ziyaretlerinde, gerçekleştirdikleri temasların sonuçlarını özetleyen raporda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti pasaportlarının 4 ülke tarafından kabul edildiği kaydediliyor.

Gazete raporda, "Türkiye ve Kıbrıs sorunu" başlığı altında yer alan ve Türkiye'nin Kıbrıs sorunuyla ilgili düşüncelerinin yer aldığı kısımdaki unsurların da "çok özel" olduğunu belirtiyor.

Habere göre raporda, 8 Temmuz Anlaşması süreciyle ilgili olarak, "görüşmeler için görüşmeler yapılıyor" ifadesine yer verilirken, "BM ve AB'nin bütün sürece yeni bir momentumu tekrardan getireceği" kaydedildi.

Gazete haberinde, söz konusu raporda, "Kıbrıs" başlığının altındaki, "Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıs sorunu" alt başlığı altında (96'ncı paragraf), KKTC pasaportlarının ABD, İngiltere, Fransa, Pakistan ve birkaç başka ülkeye giriş yaparken kabul edildiği belirtiliyor. Gazeteye göre raporda şu ifadeler de yer alıyor:

"KKTC tarafından çıkarılmış pasaportlara sahip olanlar ABD, İngiltere, Fransa, Pakistan ve birkaç başka ülkeye girebilirler. Başka ülkelere seyahat edebilmeleri ise katı bir şekilde sınırlıdır."

Gazete bir dipnota da dikkat çekti. Dipnotta şunlar kaydediliyor:

"İngiltere'ye girişte ilgili resmi olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, İngiltere hükümeti tarafından devlet olarak tanınmadığı için, pasaportların Muhaceret Dairesi tarafından mühürlenmesi gerekmiyor. Bu çeşit belgelere sahip olanların girişinin reddedilmesi gerekmiyor. Giriş onayının -eğer kendilerine giriş izni veriliyorsa- başka belgelerle olması gerekiyor (örneğin GV3 belgesi)."

Habere göre 96'ncı paragrafta ayrıca şu ifadeler de kullanılıyor:

"Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması bütünlüklü bir çözüm bulunmasında -bu ikame bir çözüm değildir- önemli bir adım teşkil edecektir. Her şeyden önce bu önemli bir sorundur. İzolasyonun kaldırılması sadece ticaret ve doğrudan uçuşlarla değil, spor, uluslararası örgütlere katılım, posta ve telefon kodları gibi başka sorunlarla da ilgilidir. KKTC, üniversitelerinin tanınması için Bologna Süreci'ne katılmaya önem veriyor."

Söz konusu raporun "Türkiye" başlığının altındaki, "Kıbrıs'la İlgili Türk Beklentileri" alt başlığı (46'ncı başlık) ise şöyle:

"Türkiye, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak BM sürecine tekrar başlamayı arzuluyor."Türkiye, Kuzey Kıbrıs'la ticaret yapılmasıyla ilgili tüzüğü hala daha uygulamadığı için AB'nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu sonlandırma sorumluluğunu yerine getirmekte başarısız olduğuna inanıyor. Doğrudan uçuşlar, izolasyonun anahtar noktasını teşkil etmesine karşın izolasyonla ilgili başka konular da var."

Raporun 47'nci paragrafında ise "Kıbrıs'la ticari ilişki eksikliği, Avrupa Birliği'nin başka bir ülkesine saygı eksikliğini temsil etmiyor" şeklinde bir ifade yer alıyor.

Raporun 48'nci paragrafı ise şöyle:

"Türkiye bir iyi niyet kanıtı olarak birliklerinin bir bölümünü Kıbrıs'tan çekmesi gerektiği önerisinden sıkıldı (Türkiye bunu sürekli olarak önünde bulmaktan sıkıldı). İki taraf da konuyla ilgili olarak adımlar atmalı ve müzakere masasına oturmalıdırlar."

Öte yandan 51'nci paragrafta ise "Türkiye gerilimleri yumuşatmak için adımlar atıyor: örneğin Türkiye'yi ziyaret eden Kıbrıslı Rumların giriş izni sınırlamalarını gevşetti. Öte yandan Türkiye, Kıbrıslı Rumlara ve önerilerine güvenmekte zorlanıyor" denildi.

"Türk birlikleri Kıbrıs'ta"

Raporun, "Türk Güçleri Kıbrıs'ta" alt başlığında ise, Türkiye'nin, tek taraflı olarak güçlerini Kıbrıs'tan çekmesinin, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacağına inanmadığı belirtildi.

Raporda ayrıca "Birliklerin sayısının azaltılması bütünlüklü bir çözüm çerçevesinde olmalıdır. Problemden sadece bir parçanın çıkarılması ve diğerlerinin geride bırakılması mümkün değildir. Türk birlikleri Annan Planı uygulansaydı geri çekileceklerdi. Kıbrıslı Rumlar eğer çözüm istiyorlarsa bunun Annan Planı'ndakine benzer bir çözüm olacağını kabul etmeleri gerekecek. Türkiye Kıbrıs Rum tarafından iyi niyet görür görmez ileriye gitmeye hazırdır" ifadeleri de yer alıyor.

Raporun yukarıdaki başlık altındaki kısmında ise Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un 8 Temmuz Anlaşmasını KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la imzalamasına rağmen sorunu TC Başbakanı Erdoğan'la görüşmek istediğine işaret edilirken; 8 Temmuz Anlaşması çerçevesindeki görüşmelerin "görüşmeler için görüşmeler yapılıyor" şeklinde yapıldığı da belirtildi.

Öte yandan gazeteye göre söz konusu rapor, yeni bir momentumdan da bahsediyor.

118'inci paragrafta ise "Kıbrıslı Türklerin görüşü, Papadopulos'un Talat'la görüşmeyi reddetmesinin, Kıbrıs sorununun adadaki iki toplum arasında değil de Kıbrıs ile Türkiye arasındaki temel bir problem olması tezinden kaynaklandığı yönündedir" deniliyor.

Raporun 119'uncu paragrafına göre ise "Papadopulos ve Talat farklı nesil, farklı düşünce tarzı ve farklı anlayışa sahiptirler (Talat 54, Papadopulos ise 72 yaşındadır)".

"Yeni bir momentum"

Gazeteye göre raporun sonunda ise şu ifadeler yer alıyor:

"İki taraf da genel olarak benzer sonuçlar arıyorlar. Bugüne kadarki görüşmeler 'görüşmeler için görüşmeler yapılıyor' şeklindeydi. Bazı durumlarda iki taraf da özlü konuları görüşmeye yakındı... Ve iki taraf da zamanın aleyhlerine işlediğini anladı. BM ise baskıyı artırıyor ve AB ile birlikte sürece yeni bir momentum getiriyor."

Gazeteye göre, "İngiliz Meclisi Dışilişkiler Komitesi gerçekleştirdiği temaslarla ilgili olarak çeşitli kişilerle yaptığı görüşmelerin mahremiyetine saygı göstermek açısından genellikle yazılı raporlar sunmuyor.

Raporda yer verilenler, söz konusu komitenin herhangi bir üyesinin düşünceleri değil, komite üyelerinin Kıbrıslı Rum, Kıbrıslı Türk siyasiler ve diğer kişilerle yaptıkları temas ve görüşmelerinin sonucudur. Komite üyeleri gerçekleştirdikleri temaslar sonucunda Kıbrıs'ın durumuyla ilgili böyle bir rapor hazırlayıp yayımlamayı doğru buldular."

Kıbrıs

15/5/2007 | Kategori: KKTC Haberleri | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Rauf Denktaş'ın türban hassasiyeti ...

KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Denktaş, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün adaylığı ve eşinin türbanlı olması konusunda değerlendirmeler yaptı.

 

 

KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün son Kıbrıs ziyaretinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in dile getirdiği "milli formülü" tekrarladığını ve bundan dolayı Gül'ü kutladığını söyledi.

Orta Doğu Teknik Üniversitesinde (ODTÜ) Atatürkçü Düşünce Topluluğu (ADT) tarafından düzenlenen "Kıbrıs Sorunu" konulu konferansta konuşan Denktaş, konferansın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığı ve Kıbrıs konusuna yaklaşımıyla ilgili bir soru üzerine Denktaş, "Sayın Gül, son Kıbrıs'a gelişinde, Sayın Sezer'in dünyaya duyurduğu milli formülü tekrarlamıştır. Kendisini kutladım" dedi. Bu "milli formül"ü, Kıbrıs'ta "iki eşit, egemen, kendi kaderini tayin etme hakkı olan halk ve bu halkların devletlerinin olduğu gerçeği" olarak tanımlayan Denktaş, şunları kaydetti:

"Bu mevkiden de inşallah partisine bunu kabul ettirir. Eğer hükümet bu formülü dünyaya duyurursa, milli çizgimizi AB'ye bu şekilde duyurursa, benim artık Anadolu'yu gezip, bu milli çizgiyi anlatmak ihtiyacım kalmaz. Ben de rahat ederim, millet de rahat eder. Türkiye'nin üzerindeki baskılar da artmaz, azalır."

Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Denktaş, "Sevdiğimiz, saydığımız bir arkadaşımızdır" diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Madem sordunuz, söyleyeyim. Bu millete türban zorla kabul ettirilemez, ettirilmemelidir, ettirilmemeliydi. Bunu söylemek hakkım var mı, yok mu bilmiyorum, ama Atatürk'ün ilkelerine bağlı bir insan olarak söylemek ihtiyacını duydum. Keşke türbanı memlekete böyle zorla kabul ettirmek için bir mücadele verilmeseydi. Kadınlar başlarına ne koyar, ne koymaz kendi işleri olsaydı."

"İslam dininin bir dini giysisi olmadığını" belirten ve üniversitelerdeki türban yasağına da değinen Denktaş, "Eğer bu insan hakkıysa, dini bir mesele ise, ki bizim dinimizin giysisi yoktur, o zaman yarın kara çarşaflı insanlar da (üniversitelere) gelecektir. 'Bu da benim dini ihtiyacımdır. Benim insan hakkımdır' diyecektir" dedi. Denktaş, "Türkiye'yi hangi medeniyete götürüyoruz, Batıya mı, Doğuya mı, bunun cevabı artık verilmelidir. Ve bunlar bir millete empoze edilmemelidir" diye konuştu.

KIBRIS SORUNU

 Rauf Denktaş, konferans kapsamında yaptığı konuşmada, ODTÜ'lü öğrencilere Kıbrıs konusunun tarihçesini anlattı. Kıbrıs konusunun bir milli dava olduğunu belirten Denktaş, Atatürk'ün Kıbrıs'a verdiği öneme dikkati çekti ve Atatürk'ün Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin kurulmasına vesile olduğunu belirtti.

Denktaş, Kıbrıs konusunun bugün geldiği noktaya ve Türkiye-AB ilişkilerine de değinerek, "AB Türkiye'yi denemektedir. (Kıbrıs konusunda) Ne kadar kararlı olduğunu denemektedir" diye konuştu. Kıbrıs konusunun çözümünün ancak iki devlet esası üzerine olabileceğini vurgulayan Denktaş, "Biz toplum değiliz, kendi kaderini kendi tayin etme hakkı olan bir halkız" dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın uluslararası kuruluşlar ve AB yetkilileriyle KKTC simgeleri olmadan görüşmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Denktaş, "Talat'ı cemaat reisi olarak görüyorlar" ifadesini kullandı.

BİR RAUF DENKTAŞ BİYOGRAFİSİ: "YENİDEN YAŞASAYDIM"

 Denktaş ile birlikte "Kıbrıs Sorunu" konulu konferansta bir konuşma yapan gazeteci Nur Batur ise Doğan Kitap'tan çıkan ve Rauf Denktaş'ın hayatını anlatan "Yeniden Yaşasaydım" adlı kitabını tanıttı. Nur Batur, konuşmasında, gazetecilik yaşamı boyunca Denktaş ile ilgili anılarını katılımcılarla paylaştı.



AA

26/4/2007 | Kategori: KKTC Haberleri | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

KKTC Başbakanı'ndan sert tavır

KKTC Başbakanı'ndan sert tavır

Korgeneral Kıvrıkoğlu ile tokalaşma yüzünden gerginlik yaşayan KKTC' Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, yönetme erkini koruma titizliğini her konuda sürdüreceklerini açıkladı.
21 Mart 2007 22:02
KKTC Başbakanı'ndan sert tavır

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, halkın iradesine asla gölge düşürmeyeceklerini söyledi. Soyer, ''Halkımızdan irade almış Cumhurbaşkanının, KKTC Meclisinin, hükümetimizin, siyasi partilerimizin yönetme erkini korumak için anayasal demokratik kurallar çerçevesinde en büyük titizliği her koşulda sürdüreceğiz'' dedi. Başbakan Soyer, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken basına yazılı bir metin okudu ve ardından soruları yanıtladı.

-''KKTC DEMOKRATİK BİR HUKUK DEVLETİ''-

Soyer, son günlerdeki spekülasyonların üzücü olduğunu belirterek, KKTC'nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu vurguladı. Demokratik hukuk devletini geliştirip kurumsallaştırmanın herkesin görev ve sorumluluğunda olduğunu belirten Soyer, ''Çünkü bu vatanımıza, insanımıza ve dünyaya karşı sahip olduğumuz temel bir görevdir'' dedi. Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde en temel noktanın, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitlik talebi olduğunu ifade eden Soyer, Kıbrıs'ın geleceğinin belirlenmesinde Kıbrıs Türk halkının eşit taraf olduğunun referandumlarla belirlendiğini kaydetti. Soyer, Kıbrıs Türk halkının mücadelesi ve çabasına, Türkiye Cumhuriyetinin kurumlarının ve halkının da çok yönlü destek ve katkısı bulunduğunu ifade ederek, çözümün adresinin AB değil BM olduğunu vurguladıkları bu dönemde son derece dikkatli olmak gerektiğini söyledi. ''Cumhurbaşkanının, Başbakanın ve hükümetin uluslararası camiada gün geçtikçe etkisinin arttığı ortamda gelişmeleri dar çerçevede, kısır siyasi çekişmelerin sığlığına terk edemeyeceklerini'' ifade eden Başbakan Soyer, hükümetin Cumhurbaşkanıyla birlikte Türkiye'yle ortak çıkarlara dayalı bir politikayı kararlılıkla savunduğunu vurguladı.

-HALKA MESAJ: ''HALK İRADESİNE GÖLGE DÜŞÜRMEYECEĞİZ''-

Soyer, halka vermek istediği mesajı da şöyle ifade etti: ''Demokrasimizi ve kendi kendimizi yönetme konumumuzu hiçbir şekilde gölgelemememiz lazımdır. Biz halk iradesine asla gölge düşürmeyeceğiz. Halkımızdan irade almış Cumhurbaşkanının, KKTC Meclisinin, hükümetimizin, siyasi partilerimizin yönetme erkini korumayı anayasal demokratik kurallar çerçevesinde en büyük titizliği her koşulda sürdüreceğiz. KKTC'de doğduğu yer neresi olursa olsun tüm yurttaşların, ortak demokratik iradeye bağlı olarak ekonomik ve demokratik birlik temelinde demokrasi, kurumsallaşma, çözüm ve AB hedefine ulaşma çabasına hiç kimsenin kısır tartışmalarının gölgesinin düşmesine fırsat tanımayacağız.

Bu tartışmaların Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan iradesiyle yakaladığı gelişmelere ve ekonomimizin gelişme trendine asla darbe vurmasına fırsat veremeyiz. Yerli ve yabancı girişimcilerle, Kıbrıs Türk çalışanları ve üreticiler gönül rahatlığı içinde işlerine devam etmelidir. Hiçbir şekilde Kıbrıs Türk halkının dünya ve AB'la bütünleşme çabaları geri çevrilemeyecektir.'' Meclisten irade almış hükümetin her alanda Türkiye'yle ilişkilerini en sağlıklı temelde sürdüreceğini ifade eden Soyer, gelişmelerin, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri komuta kademesiyle ilişkilerini demokratik hukuk devleti zemininde sürdürme görevlerine engel olamayacağını vurguladı.

 Soyer, farklılıkların demokratik olgunluk içinde tartışılacağını belirterek, ''görmediği olayları görmüş gibi nakleden bir basın mensubunun yol açtığı gelişmelerin, bir partinin liderliğinin de desteğiyle yaratılmak istenen provokasyonlara asla kapılmayacak olgunluğa sahip olduklarını'' kaydetti. Görevde bulundukları her günde Kıbrıs Türk halkının iradesine gölge düşürmemek için çaba sarf edeceklerini ifade eden Soyer, hükümetin görevini sürdüreceğini, halkın ve iradesinin de esas olduğunu söyledi

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının yalnız toplumsal direniş yıllarında değil, kendi içindeki kısır tartışmalar yüzünden tarihinin acılarla dolu olduğuna ve yaraların kolay kapanmadığına işaret ederek, ''halkın 'hainler' ve 'milliyetçiler' diye bölündüğü filmleri tekrar görmek istemediklerini'' vurguladı. Kıbrıslı Türklerin varlığını ispatlama gayretinde olmadığını, çünkü bunu çoktan yaptığını kaydeden Soyer, halka soğukkanlı olması çağrısı yaptı.

 Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde basına açıklama yapan Soyer, gazetecilerin gündeme ilişkin soruları da yanıtladı. Soyer, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) kurultayının Şehitleri Anma Günü'ne denk gelmesiyle ilgili bir soruya karşılık, her partinin tüzüğüyle bağlı olduğunu ve kurultayını da karar organlarının kararı doğrultusunda yaptığını belirterek şunları söyledi: ''CTP Tüzüğü, Parti Meclisi'ne kurultayı 6 ay erteleme yetkisi vermektedir. 6 ay evvel CTP Parti Meclisi kurultayın 18 Mart'ta yapılması kararını almıştır.

CTP'nin karar organlarının yaşadığımız politik gelişmeler, yerel seçimler ve sonrasında hükümet oluşumu ve yeni tartışmalar nedeniyle ihtiyaç duyduğu bir düzenlemeydi ve bunu CTP kendi hakkıyla kullandı. Hadise budur. Bundan ötürü farklı yorumlar çıkarmak doğru değildir. CTP'nin 21. kurultayında Atatürk de vardı, bayrak da vardı ve toplumsal direniş için şehit olanların anısına da saygı duruşunda bulunuldu. Şehitler Kıbrıs Türk halkının bir parçası olan CTP'lilerin ve bütün üyelerinin varlığıdır. CTP şehit, kayıp çocukları, eşleri ve onların aileleriyle doludur. Bizim kimseden milliyetçilik dersi alma veya milliyetçiliğimizi, Türklüğümüzü kanıtlama ihtiyacımız yoktur.''

-''ÇAVBELLA HERKESİN DİLİNDE''-

Soyer, kurultayda "Çavbella" şarkısının çalınmasıyla ilgili eleştirilerin anımsatılması üzerine, ''Herkes istediği şarkıyı çalmakta, dinlemekte özgürdür. Bu şarkı Kıbrıs Türk halkının 80 binlik mitinglerinde gece gündüz söylenen, en yaşlı dedelerden, nenelerden en genç insanlara kadar herkesin söylediği bir şarkıdır'' dedi. Şarkının Rumlarca çalındığı eleştirisine karşılık, bunun incelenmesini isteyen Soyer, ''Kıbrıslı Türklerin 7'den 70'e çalıp oynadığı Çavbella şarkısının miting meydanlarında, yollarda sokaklarda, barlarda kahvelerde çalındığını, CTP kurultayında söylenen onca şarkıdan da biri olduğunu'' anlattı.

Başbakan Soyer, ''Herkesin istediği şarkıyı çalmada özgür olduğu bir ülkede böylesine gelenekselleşmiş bir şarkının CTP kurultayında çalınması çok doğaldır, normaldir ve insanımız da bundan gurur duyar'' ifadelerini kullandı. Soyer, AKEL kongresinde Rum milli marşının söylenip söylenmediği ve Yunan bayrağı bulunup bulunmadığı sorusuna karşılık, Güney Kıbrıs'taki ve dünyadaki birçok siyasi partinin kongrelerine katıldığını ve katılmaya da devam edeceğini belirterek, ''Her partinin kendi metodu vardır, bunu uygular. AKEL'in kongresinde bunları görmedim, ama DİSİ'nin kongresinde bunun bir başka şekli vardı'' diye konuştu.

-SOĞUKKANLILIK ÇAĞRISI-

 Soyer, ''son gelişmelerden büyük üzüntü duyan halka mesajının ne olduğunun'' sorulması üzerine, ''Ben bütün insanlarımıza soğukkanlılık çağrısı yapıyorum. Kıbrıslı Türkler olarak biz Kıbrıs Türk varlığımızı ispatlama gibi bir gayret içinde değiliz çünkü biz bunu çoktan ispatladık'' dedi. Soyer, 21. yüzyılın Kıbrıs Türk halkının kendi ulusal ve toplumsal değerleri zemininde dünyayla bütünleşme zamanı olduğuna işaret ederek, ''Bütün enerjimizi buna ayırmamız gerekir. Kısır tartışmalarla yol yürümek mümkün değildir. Bu tartışmaları Kıbrıs Türk halkı geçmişinde çok yaşadı'' diye konuştu.

 -''MAKAMLARDA GÖREV YAPANLARA SÖYLEMEK İSTEDİKLERİM''-

Soyer, ''memlekette görev yapan, hangi makamda olursa olsun herkese söylemek istediklerini'' de şöyle ifade etti: ''Kıbrıs Türk halkının tarihi acılarla doludur. Yalnız toplumsal direniş yıllarında olan acılar değildir bunlar. Kendi içimizdeki kısır tartışmaların yarattığı acılardır bunlar. 1990'da aynı acılar yaşandı. Halk ve ülke 'hainler ve milliyetçiler' diye ikiye bölündü. Bunun yaraları kolay kapanmadı.

 Arkasından yine aynı süreçler yaşandı. Bu ülkenin meclisi tel örgülerle kuşatıldı. Bu ülkenin meclisinde bulunan siyasi partilere, hükümetlere zillet kampanyaları açıldı. İnsanlar birbirine girdi, kardeş kardeşle düşmanlaştırıldı. En son Annan Planı tartışmalarında aynı üzücü tartışmaları hep birlikte yaşadık. Biz bu filmleri tekrar görmek istemiyoruz. Kıbrıs Türk halkı buna layık değildir. Asla da olmayacaktır.''

-''HERKES BİRBİRİNİ SEVSİN''-

 Başbakan Soyer, bu çerçevede halka olgunluk ve soğukkanlılık çağrısı yaptığını belirterek, herkesin birbirini sevmesini istedi. ''Doğduğu yer neresi olursa olsun bu toprakları vatan bilen, Kıbrıs Türk halkının eşitliği için düşünce üreten ve alın teri akıtan insanlarımız asla bu tartışmalarla doğduğu yerlere, siyasi görüşlerine göre birbirlerine girmemelidir'' diyen Soyer, demokratik birliktelik, olgunluk ve Türkiye'yle işbirliği ve dayanışma içinde bütün sıkıntıların aşılacağını söyledi. Soyer, ''İhtiyacımız olan tek bir şey vardır: 21. yüzyılda demokrasimizi, ekonomimizi güçlendirmek. Kıbrıs Rum tarafının 'Kıbrıslı Türklerin demokrasisi yoktur, idare edilen varlıktırlar' diye dünyada elde ettiğimiz prestiji yıkmak için uğraştığı bir aşamada, bu tür tartışmaların kimseye faydası yoktur'' dedi.

www.haber7.com

21/3/2007 | Kategori: KKTC Haberleri | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

KKTC Başbakan ile Komutan Arasındaki Gerginliğe Devam...

KKTC Başbakanı krizi doğruladı: Türklüğümden kimse kuşku duyamaz

      Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu’nun, KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başbakan Ferdi Sabit Soyer’e, CTP’nin pazar günü yapılan 21.
      kurultayında İstiklal Marşının okunmaması ve şehitler için saygı duruşunda bulunulmaması nedeniyle karşılaştıkları bir toplantıda "elini sıkmayarak" tepki gösterdi. Tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen 21 Aralık 1963’teki katliamda, eşi ve 3 çocuğu banyo küvetinde Rumlar tarafından öldürülen Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan’ın onuruna önceki gece verilen davette, Korgeneral Kıvrıkoğlu ile Başbakan Soyer arasında "tokalaşma krizi" yaşandı. Kıvrıkoğlu, Soyer’in "elini sıkmayarak" kurultaydaki durumu protesto etti. Soyer, davette Korgeneral Kıvrıoğlu"nun yanına gelerek komutanın elini sıkmak istedi, Korgeneral Kıvrıkoğlu, Soyer’le tokalaşmayarak, CTP kurultayındaki durumu protesto etti. Kıvrıkoğlu’nun, Soyer’e, "CTP kurultayında İstiklal Marşını neden okumadınız? Şehitler bu davaya hizmet etti, ancak siz onların anısına saygı duruşu bile yapmadınız. Bununla da yetinmeyip kurultayı şehitler gününe denk getirdiniz" dediği, Soyer’in de "Kalbimizde yatıyor, Türklüğümüzden kuşkunuz mu var?" karşılığını verdiği, Kıvrıkoğlu’nun da Soyer’e, "Madem öyle, kanıtlayın o zaman" ifadesini kullandığı öğrenildi.
     
     BAŞBAKAN SOYER: "İCAZETLE BU MAKAMLARDA OTURMAYIZ"
      Başbakan ve CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, olayın, Pakistan Eğitim Bakanı Cavid Eşref Gazi’nin de bulunduğu bir ortamda meydana gelmesinin üzücü olduğunu ifade ederek, bunun yanlış olduğunu söyledi.
      Soyer, konuyla ilgili olarak Kıbrıs Genç TV’de "Ada Sabahı" programına yaptığı açıklamada, olayın, Türkiye’deki seçim tartışmasının KKTC’ye yansıması olduğunu belirterek, "Türklüğümüzden hiç kimse kuşku duyamaz. Biz Atatürkçüyüz" dedi. Soyer, şunları söyledi:
      "Biz gücümüzü halktan alırız, halk iradesine dayanırız. Bu çerçevede icazetle bu makamlarda oturmayız. Bu noktada demokrasimizi, Atatürk’ün açıklıkla belirttiği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur, halkındır egemenlik. Bu noktadaki pozisyonumuzu da Atatürk’ün bu vecizesi doğrultusunda sonuna kadar hassasiyetle koruyup geliştireceğimize inanıyoruz." Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu’nu Türkiye sevgisini istismar ederek siyaset yapmakla suçlayan Soyer, şöyle dedi:
      "İnsanların ulusal değerlerini istismar ederek senelerdir siyaset yapan bu zihniyet de işte böyle hadiselerin arkasına saklanarak yol yürümeye çalışmaktadır. Kıbrıs Türk halkı, bu noktada bu zihniyete asla taviz vermeyecektir. Çünkü bunların, kesinlikle bizim demokrasimizi icazetli bir demokrasi, sınırlandırılmış bir demokrasi, egemenliği bir anlamda kullanamayan, kendi kendini yönetemeyen bir halk gibi göstermelerine bu halk asla fırsat vermeyecektir."
     
     ERTUĞRULOĞLU: "OLAY ÜZÜCÜ AMA, TEPKİ DOĞAL"
      Ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, komutanla başbakan arasındaki "tokalaşma kriziyle" ilgili olarak, "olayın üzücü olduğunu" belirterek, "Ama böylesi bir yanlış hareketin de tepki görmesi gayet doğal" dedi.
      Ertuğruloğlu, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
      "CTP’nin kurultayında Atatürk ve şehitler için saygı duruşu yapılmaması ve İstiklal Marşı çalınmamasını tabii ki şiddetle kınıyoruz. Böyle bir düşünce tarzını anlamak mümkün değil. Böyle bir mantalitenin iktidarda bulunan bir partinin mantalitesi olmasını da bir o kadar daha üzücü bir olay olarak değerlendiriyoruz.
      Milli kimliğini bilmeyen, milli benlikten yoksun bir siyasi partinin ulusal dava, milli dava bilincinden de yoksun olarak, gerek KKTC’ye gerek Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik herhangi bir katkı sağlamasının söz konusu olmayacağını, bunu zaten üç yıllık iktidarları döneminde de tecrübeyle kanıtlamış olduğunu düşünüyoruz. KKTC ve Kıbrıs Türk halkının böyle bir yönetimle karşı karşıya bulunmasını da çok büyük bir talihsizlik olarak değerlendiriyoruz."
www.miliyet.com.tr

20/3/2007 | Kategori: KKTC Haberleri | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Önceki Sayfa | 1 : 150 | Sonraki Sayfa

Blogcu SAblonları

RSS - Abone Ol

Email ile Abone Ol:

Delivered by FeedBurner

Kategorilerim

muratsahin Anket

Son Yorumlar

Bağlantılarım

Google Tavsiye

Pardus 2007 Destek

    Pardus... Özgürlük İçin...
    Özgürlük için Pardus...

Son Yazılarım

En Çok Okunan Yazılar

Bağlantılar

Google Reklamlar